9 Şubat 2012 Perşembe

kayıp

telefondaki ses diyor ki, yekta yı kaybettik, yekta öldü. o kadar kolay çıkıyor ki bu sözler o ağızdan ve ben duyduğumdan beri bu kelimeleri kendimde değilim. ne zaman kendime gelirim bilmem. bir yara daha var yüreğimde, adı yekta.

ölüm, anlamı olan tek şey aslına bakarsan. birini kaybetmek ne demek bilmiyorum, niye ölümün acısını, ağırlığını gizlemeye çalışıyoruz.33 yaşında koca adam, nasıl kaybolur ki başka, buharlaşmıyor ya o cüsse, o gri-mavi gözler buharlaşmıyor ya, kaybettik. öldü canım, toprağa karışacak artık, canım benim bi tanem toprağa karışacak, böcekler yiyecek onu. öldüğünde açıkmış o güzel , o kocaman gri-mavi gözler. ömrümde onunkilerden daha güzel göz görmemiştim ve bir daha da görmeyeceğim. artık bana bakmayacak, artık sesini duymayacağım, artık acaba ne düşünüyor ki bu konuda diye fikir almayacağım-tanıdığım en zeki erkek yok artık. başım sıkıştığında yekta ya söyleyeyim yardım eder demeyeceğim. ben 17-18 yaşından beri bunu diyorum, ama artık demeyeceğim. artık boynuna sarılıp, omzunda ağlamayacağım, artık laf sokup, dalga geçmeler yok, beni benden daha iyi tanıyan tüm zayıflıklarımı bilen adam yok. "arkadaş o kadar umursamazdır ki , ama eşitlikçidir de bak, bu yüzden umursamamak konusunda eşit davranır, kimseyi umursamaz" bunu demişti bir sohbette yanındaki kişiye beni tanıtırken, kocaman bir kahkaha arkasından. o kadar çok anım var ki seninle. ben nasıl alışacağım gidişine. nasıl? bir yol, bir akıl veren yok mu? senin öldüğün gece rüyamda senin öleceğini görmem ne demek yekta, sen bir ateist ve ben bir deist. bu maneviyat ne? seni seviyorum yekta, seni çok seviyorum ve sen yaşarken bunu bir kere söylemedim sana, bu da benim lanetim. bu sözü haketmeyen o kadar insana söylemişken sana söylemedim ki en hakeden sendin. gitmeseydin , kalsaydın benimle olmaz mıydı, yine küs kalsaydık ama sen olsaydın, tekrar barışacağımız yine gülüp ağlayacağımız günü beklerken, ölmek ne demek allahaşkına, bunu ancak sen yapardın zaten. nefel le konuştum bugün, evlerine gittiğinde nefelin kızına masal okurken telefondan bana da dinlettiğin geceyi hatırlıyor musun? ne kadar saçma sen artık hatırlamayacaksın ki, böcekler yemeye başlamıştır, böcekler bana senin gözlerini bıraksa olmaz mı? bir yetkili biri yok mu? gözleri bende kalsaydı, bana kim yardım edecek. eskiden böyle bişey yaşadığımda anlattığım,omzunda ağladığım adam öldü de, ben kime gideceğim şimdi. pardon ya kaybettik, öldü olmaz. bu burjuva duyarlılıktan bu sahtelikten ne kadar nefret ederdik beraber, ben kızarken sen dalga geçerdin, sen dalga geçince ben kahkahalarla eşlik ederdim. kim gözlerime bakıp anlayacak ruh halimi. hayvan herif, ne demek ölmek ya, bu hakkı kimden aldın sen, giderken beni niye götürmedin, yaşamın ne kadar anlamsız olduğunu düşünen bir sen misin? kontenjan hakkın yok muydu? beni neden almadın, neden benimle kalmadın? neden gittin? ben napıcam sensiz, nasıl,nasıl?? içim acıyor yekta, içim cidden acıyor, uyumuyorum 3 gündür, lokmalar boğazımda diziliyor, ha bire ağlama krizleri ki yer farketmiyor. gülümsüyormussun ,yüzünde tebessüm varmış, mutlu öldün yani, iyi en azından acı çekmediğini bilmek iyi geliyor. ölüm bu kadar güzel mi gülümseyecek kadar, hadi anlat bana, yine dalga geçelim, hadi anlat ne var, nasıl, rahat mısın? rahat uyu can dostum, ben de fazla bekletmem seni, tekrar görüşünceye dek hoşçakal yekta.

19 Ağustos 2010 Perşembe

slmm

slm, asl?

naber kanks , ben geldim. negzel lan böyle bi ben yazıyorum bi de ben okuyorum. hoş!

talking about my generation demek isterdim de, salla lan, ne halt ederse etsin benim generation, generation mı kalmış hem , yaş olmuş 33 ben hala yaşıyorum! oysa planlarıma göre 30 unda ölmem lazımdı benim. valla bak! 15 indeyken bunu düşünüyordum, "30 olmuşsun daha ne,30 yıl var olmuşsun bu dünyada yeter , ohhoooo 30 lan boru mu?" diyordum, cidden . noldu? hiç. niye var olduğumu bile bilmeden yaşıyoruz öyle bakalım. etrafımdaki hiç bir şeyi ve hiç kimseyi sahiplenmeden. ahaha mülkiyete hayır!

sözlükte bir yazı vardı, dün gece gördüm, güzel olmayan kadınlara tavsiyeler falan, elaman diyor ki, naparsanız yapın bakire öleceksiniz, kimseyle yatamayacaksınız falan. düşündüm, hani bir erkek tarafından en az sikilmiş olmak lütuf yani, güzel olduğunuzun göstergesi bu, mutlu olun tüm becerilmiş kadınlar! kafa bu çünkü, bu minvalde, erkek becerir, düzer, siker erkek. kadın da işte bir erkeğin kutsal sikine maruz kalmışsa ne mutludur ona. pornolar falan var hani, kadına ceza veriyor erkek, sikerek . cezası bu, kadın zevk alıyor ama bak. erkek onu cezalandırırken zevk alıyor. şimdi gel bunlara tecavüzü anlat hadi, hadi gel. ne kadar aşağılık bir durum olduğunu anlat. adamın birinin senin içinde olmasının, senin ağzını burnunu kapatarak hem de, sen onu itmeye ve hala kurtulmaya çalışırken daha da hırslanmasını anlat. çektiğin acıyı anlat. hadi. gel. yapma. dur.

her şey iktidar meselesi aslında.gelip buna dayanıyor, yaşanan her şeyin altında iktidar mücadelesi var. erkek iktidarını kuruyor kadın üzerinde, kadın da güçsüzlüğünden gelen zaafiyetini o erkekle ilişki kurarak kapatıyor yani iktidara yanaşıyor, iktidar erkeğin elinde çünkü, istediği kadarını paylaşıyor. sadece bu. sıkıldım. hadi bye.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

ben en çok kedi maggie yi sevdim. ne olursa olsun savaşan maggie yi. direnişçi kadınlardı hep modellerim, yaşamak direnmekti, çünkü. daha küçükten öğrendiğim.

annemdi misal, bildim bileli inandığını, doğru bildiğini her yerde , her koşulda savunan ve ne olursa olsun dayatımlara aklının kabul etmediğine başkaldıran, savaşan kadın. bunu bildim. direniş, direnmek, yaşamak direnmekti, mıh gibi yazıldı aklıma.

hiç izlemediysem bu filmi, belki 6-7 kere izlemişimdir. flash tv yayınlardı bir ara zırt pırt. cat on a hot tin roof. tek bir sahne için hem de, elizabeth taylor açardı kocaman o menekşe gözlerini ve canhıraş haykırırdı, kedi megi ölmedi, kedi maggie yaşıyor, beraber söylerdik her seferinde, maggie nin yaşam sevdasını, yaşama olan tutkusunu, direnişini . kedi maggie ne olursa olsun ayaktaydı. yapabildiği kadar, sürdürebildiği kadar kızgın damın üzerindeki durmak, buydu işte. amaç buydu. o damda ayakları yansa da, onu oradan atmaya çalışsalarda bir kedi nasıl yapışırsa o tuğlalara öyle yapışmak hayata, öyle tutunmak. direnmek, yaşamak direnmekti bildim.

sonrasında kaç kez yandıysa ayaklarım o çatının üzerinde, hep maggie geldi aklıma, ölmedi hayır yaşıyor. ne yaparsanız yapın bak, burdayım ben. duruyorum, ayaklarımın üzerinde, nerde eserde essin rüzgar eğemeyecek başımı, dik başlılık değildi bu, direnmekti, direndim. bildiğim her koşulda , her ahval ve şerait altında savaştım. bildiğimden vazgeçmedim , kedi maggie oradaydı işte, içimde. ne olursa olsun bağırıyordu içimde, ölmedik bak, burdayız. yaşamak evet sonuna kadar direnmekti.

şimdi geçmişken yıllar, gözümün önünde tüm savaşımlarım, geçiyorlar sessiz, içime bakıyorum şimdi, haydi maggie bağır, bağır yalvarırım, kedi ölmedi, kızgın damda tuğlaların üzerinde , ama orada değil mi ? maggie ses ver, nolur? ölmedik değil mi? biz buradayız. ses yok artık, cılızlaşmıştı başta bağıran ölmedi yaşıyor diyen o ses, ama bir süredir suskun. sanırım düşüverdi kedi ve canları da bitti. yaşamak neydi?

2 Temmuz 2010 Cuma

ne çok şerefsiz var lan?
hayatın anlamı direnmekti benim için, bir süredir artık bu anlamı da yok, kayboldu. ölüm ve yaşam arasındaki çizginin inceliği değil dert, bir ip var ve üstünde yürüyorsun , sanırım benim ip, yağlı urgan olanından. ha kaydım, ha kayacağım.

30 Haziran 2010 Çarşamba

hiç

"yorgunum" dedi kadın; "kemiklerime kadar ağrıyor her yanım" yanın, yan.

yan, yan durmadan, döne döne yan. ardımdan yananlara katıl sen de. ard-ım-da,ard.

kadın, sızı , yürek , hiç...